Onay bekleme ne demek ?

Ilay

Yeni Üye
Onay Bekleme: Bir Karar Anı ve Zihinsel Bir Çatışma

Dün bir arkadaşımın yazdığı bir mesajla, hayatımda yıllardır uğraştığım bir meseleyi bir kez daha düşünmeye başladım. “Onay beklemek ne demek?” sorusunun etrafında dönüp duruyorum. Önce bir hikaye paylaşmak istiyorum, çünkü bu konu sadece soyut bir kavram değil, derin bir insani deneyimi yansıtıyor.

Bir Karar Anı: Hasan ve Zeynep’in Hikayesi

Hasan ve Zeynep, birbirini yıllardır tanıyan iki eski dosttu. Bir gün, Zeynep’in hayatında büyük bir değişim yaşandı. Bir iş teklifi aldı. Onun için büyük bir fırsat, fakat karar vermesi gerekiyordu. Bu fırsat, aynı zamanda hayatını yeniden şekillendirecekti. Zeynep'in kafasında pek çok soru vardı: "Ya başarısız olursam?", "Ya istemediğim bir ortamda sıkışıp kalırsam?", "Ya işler yolunda gitmezse?" Bir yanda cesaretini toplayarak yeni bir adım atmak istiyordu, ancak diğer yanda risk almak ve olası hatalar karşısında yaşanacak kayıplar zihnini meşgul ediyordu.

Zeynep, bir gece Hasan’a yazdığı mesajda şöyle demişti: "Hasan, ben bu teklifi kabul etsem bile bir yanda kendimi sorguluyorum. Hani onay bekliyorum, hep bir başkasının fikirlerine, duygularına, bakış açılarına ihtiyacım var. Sanki birinin ‘evet, bu doğru’ demesiyle her şey doğru olacakmış gibi hissediyorum. Ama hala tek başıma karar vermek istemiyorum."

Hasan, bir süre sessiz kaldı. Zeynep'in içsel çatışmasını anlamıştı. Ancak tecrübeli bir şekilde cevap verdi: "Zeynep, senin gibi birinin onay beklemesi aslında çok doğal. Ama unutmamalısın ki, iç sesine kulak vermek ve kendi onayını almak, dışarıdaki her şeyden daha değerli."

Toplumsal Baskı ve ‘Onay’ Bekleme Davranışı

Zeynep’in onay bekleme hali, birçok insanın karşılaştığı, ancak çoğu zaman farkında olunmayan bir durumu yansıtıyordu: Toplumsal onay ihtiyacı. Geçmişten bugüne toplumlar, bireyleri belirli normlara uymaya ve başkalarının görüşlerine değer vermeye yönlendirmiştir. Özellikle kadınlar, tarihsel olarak daha çok ilişkisel, empatik ve başkalarına uyum sağlama eğiliminde olmuştur. Bu, ailede, okulda, iş yerinde ve toplumda gözlemlenen bir durumdur.

Zeynep’in yaşadığı duygular, sadece bir bireysel kararsızlık değil, toplumun bireyler üzerinde yarattığı bir baskının da sonucu olabilir. Kadınların daha fazla onay beklemesi, tarihsel olarak sosyal rollerinden kaynaklanan bir davranış biçimi olarak şekillenmiştir. Çünkü tarih boyunca kadınlar daha çok "ilişkisel" roller üstlenmiş, toplumsal uyumu sağlamak için başkalarının görüşlerine değer vermiştir.

Hasan ise farklı bir bakış açısına sahipti. O, bir erkeğin genellikle "çözüm odaklı" yaklaşımını temsil ediyordu. Onun için karar almak, belirli bir stratejinin parçasıydı. Duygusal bir analiz yerine, daha çok mantıklı ve rasyonel bir tercih yapmak esas alınır. Ancak Hasan, Zeynep’in duygusal zorluklarını fark etmişti ve ona “kendi onayını” almasının ne kadar önemli olduğunu hatırlatmak istiyordu.

Stratejik ve Empatik Yaklaşımlar: Karar Verme Süreci

Birçok durumda, erkekler ve kadınlar karar alırken farklı stratejiler izleyebilir. Erkekler daha çok çözüm odaklı ve stratejik düşünürken, kadınlar ise daha fazla empati ve ilişkiler üzerinden hareket eder. Bu, tamamen biyolojik ya da toplumsal bir mesele olmasa da, sosyal ve kültürel yapıların şekillendirdiği bir farktır.

Hasan, bir çözüm önerdi: “Zeynep, bu kararı yalnız başına almak zorundasın. Kimse senin yerinde olamaz. Çevrendeki insanların görüşleri, senin kararını geçersiz kılmaz. Gerçekten ne istediğine odaklanmalısın.” Zeynep, o anda hem korkuyordu hem de bu fikir ona bir güven veriyordu. Bir yanda içindeki güven eksikliği, diğer yanda kendi cesaretini bulma arayışı vardı.

Zeynep’in hikayesi, yalnızca bir karar alma sürecini değil, aynı zamanda içsel çatışmaların, toplumsal baskıların ve bireysel duyguların nasıl iç içe geçtiğini gösteriyordu. Duygusal olarak ilişkileri, toplumsal uyumu ve başkalarının düşüncelerini ön planda tutarken, rasyonel olarak kişisel özgürlük ve kendi iç sesini dinlemenin gerekliliğini de kavrayabiliyordu.

Sonuç: Karar Verme Gücü ve İçsel Onay

Zeynep sonunda bir sabah kararını verdi. Hasan’a mesaj atarak, “Sanırım artık kendi onayımı aldım” dedi. Biraz cesurca, biraz da belirsizlik içinde olsa da kararını almıştı. İçsel çatışmalarını, toplumsal beklentileri ve geçmişin baskısını bir kenara bırakıp, sonuca odaklanmıştı. O an, Zeynep kendi gücünü ve özgürlüğünü hissetti.

Peki, sizce toplumsal baskılar ve onay beklemek, insanları gerçekten güçlü kılmak yerine zayıflatıyor mu? İçsel onay, insanın kendi kararlarını almasına nasıl etki eder? Hayatınızda böyle bir karar anı yaşadığınızda, sizin yaklaşımınız nasıl olurdu?

Yorumlarınızı ve düşüncelerinizi paylaşarak bu tartışmayı daha da derinleştirebiliriz!